21 Nisan 2010 Çarşamba

Önemli duyuru!..

Günümüzde fotoğraf sanatına olan ilgi artarak devam ederken güzel fotoğrafların olduğu internet siteleri de kulaktan kulağa yayılıyor.
Yabancı siteler bu aralar revaçta ancak biz yine de fazla uzağa gitmeden, hepimizin bildiği bir derginin sitesinden ilham alabiliriz.
Nationalgeographic.com.tr sitesinde o kadar güzel resim ve galeriler yer alıyor ki, bütün bir ay gezinseniz bile, yine de bakmadığınız fotoğraflara denk gelebilirsiniz!
Doğuş Dergi Grubu Dergileri (National Geographic, National Geographic Kids, Robb Report, CNBC-e Business, Billboard, Motor Boat & Yachting) İnternet Sorumlusu Rüya Süslü, her ay sitelerin güncellendiğini ve çok özel fotoğrafların sitelerde yerini aldığını belirtti.
Tüm sanatseverlere duyurulur!

16 Aralık 2009 Çarşamba

Açık adres

Dinledikçe dinleyesin gelen bir şarkı, beni benden aldı, ah şu sözleri bir mırıldansaydım diyecek sulietler getirdi gözbebeklerime...sizi de alsın diye paylaşmak istedim:)

Sorma bu ara şu halimi
Bu acıların hepsi mi daimi
Yazık oldu her iki tarafa da
Şimdi sence daha iyi mi
Bir gün oldu iki gün oldu
Ay oldu yıl oldu ümitlere
Unutmuyor gönlüm seni
Seviyor her gün her gece
Yoruldu duruldu kırıldı vuruldu birkaç kere
Yazılıdır hepsi hikayede
Yok mu bir haber alan, yok mu gören
Bu mudur adetin bu mudur tören
Yaz ya da söyle bulamadım böyle
Neresi açık adresin neresi yören
Sertab Erener

13 Kasım 2009 Cuma

Acıyı bal eyledik...geldik bugüne


"DERSİM kATLİAMI"
Bak şu bebelerin güzelliğine
kaşı destan gözü destan elleri kan içinde
kör olasın demiyorum kör olma da gör beni
damda birlikte yatmışız öküzü hoşça tutmuşuz
koyun değil şu dağlarda san kendimizi gütmüşüz
hor baktık mı karıncaya kırdık mı kanadını serçenin
vurduk mu karacanın yavrulusunu ya nasıl kıyarız insana
sen olmasan öldürmek ne çürümek ne zindanlarda
özlem ne ayrılık ne yokluk ne yoksulluk ne ilenmek ne
dilenmek ne işsiz güçsüz dolanmak ne
gün gün ile barışmalı kardeş kardeş duruşmalı
koklaşmalı söyleşmeli korka korka yaşamak ne
kahrolasın demiyorum kahrolma da gör beni
kanadık toprak olduk çekildik bayrak olduk
döküldük yaprak olduk geldik bugüne
ekmeği bol eyledik acıyı bal eyledik sıratı yol eyledik geldik bugüne
ekilir ekin geliriz ezilir un geliriz
bir gider bin geliriz beni yakmak kurtuluş mu!
kör olasın demiyorum kör olma da gör beni...


9 Kasım 2009 Pazartesi

ATA'yı minnet, sevgi, saygı ve tarifsiz özlemle anıyoruz...





















Yatağın hemen karşısında duran tabloya takıldı gözü… İrkildi, yanıbaşındaki Afet İnan’a döndü, “Gidelim buralardan” dedi, “Selanik’e gidelim Afet. Ben iyileşeyim, oralara dönelim!”…
11 Kasım 1938 tarihli Tan Gazetesi haberi şu şekilde duyurmuştu: “Babamızı kaybettik!”
Atatürk öldüğünde, Türk halkına yeni bir yurt, yepyeni bir düzen ve koskoca bir Cumhuriyet kazandırmıştı.
Bakın sonrasında n’oldu?!
2002 yılında iktidara gelen Ak Parti hükümeti bu ülkedeki laiklik karşıtı görüşlerin ilki değildi. 1950 yılında CHP’nin 27 yıllık iktidarına son veren Demokrat Parti (DP) döneminin bu anlamda en belirgin olayı, dönemin başbakanı Adnan Menderes tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde sarfedilen sözler oldu; “Siz isterseniz hilafeti geri getirebilirsiniz.”
Ardından Özal döneminde devam eden bu din ve devlet işlerinin bir türlü birbirinde ayrılmaması skandalı, Necmettin Erbakan’ın “öküz öldü ortaklık ayrıldı” naralarıyla dizinin dibinden ayrılan Ak Parti (AKP) hükümetiyle devam etti. Zamanında, Erbakan ve Fetullah Gülen’in himayesinde laikilik karşıtı sözlerle beslenen “müridler”in kurduğu AK Parti, bugün hala bu eylemlerin odak noktası.
Üstelik, Cumhuriyet fikrine hiç de sıcak bakmayan Ak Parti hükümeti, laiklik karşıtı eylemlerine bir de türban sorununu karıştırınca, bugün birleştirmeye çalıştıkları ülkede ayrımcılık çanları çalmaya başladı.
Oysa, Atatürk böyle bir ülke bırakmamıştı bize. Batıya ayak uydurun demişti. Şapka devrimi yaptı, kılık kıyafet devrimi yaptı, harf inkilabı yaptı. Ülkede birlik bütünlük dedi; o yüzden Milliyetçilik ilkesinin yanına bir de Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Devrimcilik ekledi. Atatürk “Laiklik” derken, “imam hatipler her şeye burnunu soksun”u kastetmedi, Atatürk “Halkçılık” derken, “bölünün bölünebildiğiniz kadar” demedi. Atatürk, “Milliyetçilik” derken, düşündüğü şey “ırkçılık” değildi. Atatürk Türkiye değil, birlik, bütünlük içinde, aydınlık bir “Türkiye Cumhuriyeti” hayal etmişti.
“İŞTE BU AHVAL VE ŞERAİT İÇİNDE DAHİ VAZİFEMİZ, KURDUĞUN TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ YOBAZLIĞA VE ŞERİATE KARŞI KORUMAK OLDU.”
Her şeye rağmen, açtığın yolda, aydınlık bir Cumhuriyet ülkesi için üzerimize düşeni yapıyoruz, rahat uyu, diye…
Ölümünün 71. yılında Cumhuriyetimizin kurucusu “Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı, sevgi ve tarifsiz bir özlemle anıyoruz…”

29 Ekim 2009 Perşembe

Senin son yaprağın aşk'tı

Yasemin
çimenlerin içinde bekledim seni sırtı dikenli bir böcek gibi
orkidelerin arasında, kara nanelerin, fesleğenlerin,
kardelenlerin köklerinde ve yapraklarında
arıların ayak izlerini taşıyan gelinciklerin sonra
Yasemin, güzelim senin son yaprağın aşktı
aşktı aralık kapılara anlattığın çıkıp gitmelerin aşktı
aşktı dönüp gelmelerin sonra
Yasemin güzelim likenli kayaların üzerine adını yazdım
ve okuma yazma öğrettim kertenkelelere sersem gibiydiler,
yeni uyanmışlardı kış uykularından sarı saçlarından söz edince onlara,
ilkbahardan dayak yedim çünkü hem annen hem de babandı
ilkbahar allahtan arkadaşım yaz vardı,
çok yakındaydı geldi beni kurtardı yaşadığın bütün evleri gezdim bir bir o yaz,
ebene teşekkür ettim doğduğun evin bahçesinde
'bir zeytin dalına benziyordu elime aldığımda
sonra birden bir çiçeğe dönüşüverdi' dedi ve sordu;
'yeniden zeytin dalı mı oldu yoksa? '
sonra Yasemin güzelim taşbebeğine yeni elbiseler giydirdim
ahşabını kokladım merdivenlerinde bakıştığımız evin
ve bir avuç yem bıraktım havuzun yanına ardıç kuşları için
sonra Yasemin, güzelim kendimi de bıraktım orda
yitirdiğim ve yitireceğim bütün kadınlar için
sonra Yasemin, güzelim, senin son yaprağın aşktı
aşktı uçmak konmak varmak ve dönmek aşktı
memelerinin arasından bulutlara tırmanan bir çocuk olarak
duruyor aşk bugün bile belleğimde...

23 Ekim 2009 Cuma

İliklerim kanıyor

Ben şimdi dilimde söylenemeden duran sözcüklerle yeni bir günü bitiriyorum. Kırgın içim; olana da olmayana da!.. Annemin “memnuniyetsizlik” diye tanımladığı aslında kimsenin anlayamayacağı “hassas” mevzularım benim. Ve şimdi ben yüreğimde paramparça olan duygularımı toparlıyorum halı altına. Görmezden gelerek yaşamayı öğrenememenin çaresizliği dolanıyor peşimde, nesef alıp verişlerimde aynı güvensizlik!.. Şimdi ben “olmayan”la boğuşuyorum kendimce.
“Gelseydi”, “olsaydı”, “söylemeseydi”, “istemeseydi”, “kırmasaydı”, “kırmasaydı”, “kırmasaydı”… hepsinin sonuna bir keşke ekliyorum; “kırmasaydı keşke!” Bilinemeyecek bir incinmem var benim, kimsenin akıl sır erdiremediği, dünya hallerinden biraz farklı yani, biraz sıradışı, az biraz sıradan… Şimdi ben “deveyi güdememenin” acısıyla kıvranıyorum, iliklerim kanıyor!..

18 Eylül 2009 Cuma

Erken gelir ölüm!

Kendimi başka ölümlere hazırlamaya çalışırken seninki geldi. Meğer hiçbir zaman alışamayacağım bir şeymiş bu meret. Sözlerin bir bir kulağımda; yapmak istediklerin, yapamadıkların, yakındıkların, seni gülümsetenler… İşte ben şimdi bunların hangisini yaşasam aklıma seni getiriyorum. Anlatamayacağım işlere kalkıştım arkadaşım. Herkesin “üzülme artık, o şimdi melek oldu, cennette” tesellileri de yatıştıramıyor bu nereye çıktığını bilmediğim yolun sancılarını. “Ben hiç yaşamadım” derken bu kadar basit algılamaları da inan canımı sıkıyor, kanıma dokunuyor. Gittiğim ve gördüğüm her yer seni “orada” son görüşümü silemiyor aklımdan. Sadece o an!.. Sanki hayatımda artık “oradan” başka hiçbir yer yok sana ait.

Bir hafta oldu ve kendime anlattığım masallara hiç inandıramadım kendimi. Meğer gerçek çekip alıyormuş insanın mantığını aklının bir köşesinden. Mantıksız kararlarla durduruyorum içimde acımadan duran yaramın kanını ve “Ben öldüğümde ağlar mısın?” sorunu artık daha rahat yanıtlıyorum; çok ağlıyorum!

“Yaşamın gürültüleri suskunluklarını bulandırdı
buna gülüyorsun şimdi çünkü boş kafanda
yer alan yalnızca tutsaklık.”